{
“title”: “46 Yıl Sonra 12 Eylül Darbesi ve Siyasal İslam’ın Kökenleri”,
“content”: “
Milli mücadele sonrası Türkiye’nin siyasi ve sosyal yapısını köklü biçimde değiştiren 12 Eylül 1980 askeri darbesi, ülkenin yakın tarihinin en karanlık sayfalarından biri olmaya devam ediyor. Darbenin hemen ardından ilan edilen sıkıyönetim ve askeri yönetim, temel hak ve özgürlüklerin askıya alınmasına yol açmış, yüzlerce insanın yaşamını yitirmesi ve binlerce kişinin gözaltına alınmasıyla hafızalara kazınmıştır. İnsan hakları ihlalleri, işkence ve keyfi tutuklamalar, demokrasiye vurulan büyük darbelerin yanı sıra, darbenin ruhu uzun yıllar boyunca Türk siyasetinde ve toplumunda etkisini hissettirmiştir. Deprem etkisi yaratan bu süreç, özellikle hukuk ve sivil toplum alanında kalıcı izler bırakmıştır.
Ancak, 12 Eylül’ün yankıları ve etkileri yalnızca siyasi yapıya değil, aynı zamanda dini ve toplumsal yaşam biçimlerine de yön vermiştir. Darbenin ardından şekillendirilen yeni rejim ve ideoloji, özellikle Siyasal İslam’ın güçlenmesine zemin hazırlamıştır. Bu dönem, Suudi Arabistan ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından finansman ve destek sağlanan radikal dini hareketlerin Türkiye’de ve diğer Müslüman ülkelerde yaygınlaşmasına imkan tanımış, Rabıta adlı uluslararası örgüt aracılığıyla şeriatla yönetilen devletlerin kurulması fikri ticari ve siyasi bir strateji olarak benimsenmiştir. Bu gelişmelerle birlikte; tarikatlar ve dini topluluklar, devletle iş birliği yaparak toplumda ciddi bir etki alanı oluşturmuş; özellikle Süleymancılar gibi tarikatlar, Almanya gibi ülkelerde Türk işçileri üzerinde etkinlik kurmuşlardır.
Bu süreçte, Rabıta’nın desteklediği ve finanse ettiği çeşitli gençlik ve öğrenci örgütleri de önemli rol oynamış; Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) gibi oluşumlar, gençleri dini ve politik faaliyetler etrafında bir araya getirerek, özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gibi birçok siyasi figürün yetişmesine aracı olmuştur. Bu odaklar, Türkiye’de ve yurtdışında dini hareketler ile milliyetçi ve muhafazakâr kesimlerin ortak alan oluşturmasına zemin hazırlamış, böylece siyasal İslam’ın siyasi arenadaki yükselişine katkıda bulunmuştur. Bugün gelinen noktada, bu yapılar ve ilişkiler, ülkenin temel politikalarını ve toplumsal yapısını değiştiren önemli unsurlar olarak varlığını sürdürüyor.
”
}
